Kırmızı,saten elbisemin asimetrik kesilmiş kısmı bacağımı okşuyordu. Yüksek, sivri topuklu ayakkabılarının içinde, daracık elbiseleriyle kadınlar, ve saten açık yakalı gömlekli erkekler birbirlerine sıkıca saırlmış dans ediyor, dans için ayrılmış alanda dönüyorlar, adete uçuyorlar, kıvrımlı hareketler kıvrımlı hatlara nasıl yakışıyor,düşündürüyorlardı. İspanya'nın ortasında gece yanıyordu. Tam da yerindeydim aradığım 3 şeyin: aşk, tutku ve dans.
Geniş bir cadde ara sokaklara ayrılıyor, kıvrılarak yükselen dar uzun sokaklar da dallanıp budaklanıyor, şehir sanki bu caddeden doğup denize dökülen bir ırmakmış gibi kollara ayrılıyordu. Ara sokaklardaki barlardan yükselen müziğin sesine cezboluyor tutulmuş gibi ardından gidiyordum. Şimdi önünde durduğum bu bar ise İspanya'nın gecesiydi...melodi aylardır ayaklarımı ellerimi bağlayan ipleri çözmüş buzumu eritmişti. Tek başıma tango bile yapabilirdim...

Barmenden en sert içkisini rica ettim. Bir dansçının zerafetine ne kadar da ters! Köklerimi koparamadığım sert ve disiplinli ülkemin sert Alman bale hocaları belirdi gözümde. Saçlarımızı sıkıca bağlar,bellerimizi daracık korselerin içine sıkıştırıp saatlerce çalışırdık,pointlerimizle yaşamayı öğrenmiştik. Bazen Fransa'dan hocalar gelirdi, o zaman severdim baleyi,dansın disiplinini de tutkusunu da kavratırlardı...Ama aradığım bu değil sıcaklıktı,sımsıcak bir gecede, kıvrılarak dans etmek...
Başım dönmüştü, kendimi müziğe bırakacak kadar rahatlamış,"point"ın cenderesinden çıkmış latin ateşiyle yanıyordum. O sırada 60 yaşlarında oldukça bakımlı bir delikanlı bana doğru geldi, tanrım bu dansın reveransının olmayışı bile ne güzeldi, gözgöze gelmek yeterliydi...
Sanki sözleşmişler gibi barmen parçayı değiştirdi. Bir "tango flamenco" ezgisi yükseldi, İspanya'nın flamenko tutkusu ile Arjantin'in asil ama ateşli tangosunun aşkıydı. Öyle yakışıyorlardı ve öyle tutuklulardı ki birbirlerini ikisini ayrı düşünmek tango flamenco dinledikten sorna mümkün değildi...
Ani bir hareketle bana yön verdi, dansı yeni öğrenen küçük bir kadın gibiydim, sadece gözlerimin içine bakıyordu ve ben kollarıyla, yüzünün eğimi, göğsünün bana dönüklüğüyle ne yapacağını kestirmeye çalışyor olsam da ona uyum sağlamakta hiç zorlanmıyorum. Onun küçük bir uzvuydum da onunla yaşamayı yeni tecrübe ediyor gibiydim.
Nasıl da başım dönmüştü...Barmenin verdiği içkinin etkisi mi, baş döndürücü latin havası mı yoksa bu kendinden emin ve sertçe gözlerimin içine bakan adam mıydı başımı döndüren?
Buraya ne kadar yabancı olduğumu anlamış ve pervasızca girip dans etmiş olmam mıydı onu böyle sert ve asice bana kafa tutmaya yönlendiren? Girmemem gereken bir alana mı girmiştim? Yoksa sıcak Akdeniz insanları misafirlerini böyle mi karşılıyorlardı?
Kalbim çarpıyordu, ellerim terliyor, nereye bastığımı bilmyordum ve gözlerimi alamıyordum ondan.
Biraz dikkatli bakınca hayatımda gördüğüm en yakışıklı erkek olduğunu farkettim ve neresi olduğunu bile bilmediğim buradan ayrılmak istemediğimi...
Zaten ait olduğum bir yer hiç olmamıştı, ne ülkem ne ailem ne de bir erkek!
Ama hayatımda ilk defa ilk defada olmuştu sanırım...
Adamın sert bakışlarını işte o anda anlamıştım, müziğin sonunda beni kendine doğru çekip, gözleriyle o şarkıyı söylediğinde...
Aşıktım!
"amado mio
love me forever
and let forever begin tonight"
Geniş bir cadde ara sokaklara ayrılıyor, kıvrılarak yükselen dar uzun sokaklar da dallanıp budaklanıyor, şehir sanki bu caddeden doğup denize dökülen bir ırmakmış gibi kollara ayrılıyordu. Ara sokaklardaki barlardan yükselen müziğin sesine cezboluyor tutulmuş gibi ardından gidiyordum. Şimdi önünde durduğum bu bar ise İspanya'nın gecesiydi...melodi aylardır ayaklarımı ellerimi bağlayan ipleri çözmüş buzumu eritmişti. Tek başıma tango bile yapabilirdim...

Barmenden en sert içkisini rica ettim. Bir dansçının zerafetine ne kadar da ters! Köklerimi koparamadığım sert ve disiplinli ülkemin sert Alman bale hocaları belirdi gözümde. Saçlarımızı sıkıca bağlar,bellerimizi daracık korselerin içine sıkıştırıp saatlerce çalışırdık,pointlerimizle yaşamayı öğrenmiştik. Bazen Fransa'dan hocalar gelirdi, o zaman severdim baleyi,dansın disiplinini de tutkusunu da kavratırlardı...Ama aradığım bu değil sıcaklıktı,sımsıcak bir gecede, kıvrılarak dans etmek...
Başım dönmüştü, kendimi müziğe bırakacak kadar rahatlamış,"point"ın cenderesinden çıkmış latin ateşiyle yanıyordum. O sırada 60 yaşlarında oldukça bakımlı bir delikanlı bana doğru geldi, tanrım bu dansın reveransının olmayışı bile ne güzeldi, gözgöze gelmek yeterliydi...
Bu "genç" adam enerjisini Akdeniz'in doğasından alıyordu,belliydi. Yaşına rağmen oldukça dinç ve enerjikti, pistin etrafında dönüyor hızlıca bir ucundan diğer ucuna adeta uçuyorduk...Pistin sonuna geldiğimiz bir anda beni belimden sıkıca tuttu kendine çekti, gözlerini kırpıp çapkınca gülümsedi ve kollarının arasına doladığı beni hızlı savurduğunda...
başka bir yerdeydim!
Sanki sözleşmişler gibi barmen parçayı değiştirdi. Bir "tango flamenco" ezgisi yükseldi, İspanya'nın flamenko tutkusu ile Arjantin'in asil ama ateşli tangosunun aşkıydı. Öyle yakışıyorlardı ve öyle tutuklulardı ki birbirlerini ikisini ayrı düşünmek tango flamenco dinledikten sorna mümkün değildi...
Ani bir hareketle bana yön verdi, dansı yeni öğrenen küçük bir kadın gibiydim, sadece gözlerimin içine bakıyordu ve ben kollarıyla, yüzünün eğimi, göğsünün bana dönüklüğüyle ne yapacağını kestirmeye çalışyor olsam da ona uyum sağlamakta hiç zorlanmıyorum. Onun küçük bir uzvuydum da onunla yaşamayı yeni tecrübe ediyor gibiydim.
Nasıl da başım dönmüştü...Barmenin verdiği içkinin etkisi mi, baş döndürücü latin havası mı yoksa bu kendinden emin ve sertçe gözlerimin içine bakan adam mıydı başımı döndüren?
Buraya ne kadar yabancı olduğumu anlamış ve pervasızca girip dans etmiş olmam mıydı onu böyle sert ve asice bana kafa tutmaya yönlendiren? Girmemem gereken bir alana mı girmiştim? Yoksa sıcak Akdeniz insanları misafirlerini böyle mi karşılıyorlardı?
Kalbim çarpıyordu, ellerim terliyor, nereye bastığımı bilmyordum ve gözlerimi alamıyordum ondan.
Biraz dikkatli bakınca hayatımda gördüğüm en yakışıklı erkek olduğunu farkettim ve neresi olduğunu bile bilmediğim buradan ayrılmak istemediğimi...
Zaten ait olduğum bir yer hiç olmamıştı, ne ülkem ne ailem ne de bir erkek!
Ama hayatımda ilk defa ilk defada olmuştu sanırım...
Adamın sert bakışlarını işte o anda anlamıştım, müziğin sonunda beni kendine doğru çekip, gözleriyle o şarkıyı söylediğinde...
Aşıktım!
"amado mio
love me forever
and let forever begin tonight"