
Çok uzun zamandır üzerinde düşündüğüm bir şey var.
Saflık hayatımızın neresinde?
Saflık benim hayatımın neresinde?
Ben saflığın neresindeyim?
Ve sandığım kadar değerli mi?
Hayır saflıktan bahsettiğim saftoriklik değil. Ne yazık ki Türkçe ile bunu anlatmak kelimelerimi alacak ve yine de tam istediğim anlamı vermeyecek o yüzden evet gavurca yazıyorum: pure.
İşte bu; bu kadar basit ve sade: p-u-r-e
İnsanlar çocukluğunu arar duru hep,söylenir, ah ne saftık o zamanlar,her şey ne kadar güzeldi,ne dertsizdik,domatesler ne güzel kokuyordu vb.
Bu güzelliğin sebebi artık domateslerin hormonlu,insanların duygusuz olması mı? Hayır; çocukluğun hormonsuz,katıksız,”pure” olması.
-
Hani herkes arkadaş Hani oyunlar sürerken…
-
Yapılan araştırmalara göre mi bilmiyorum sadece kulaklarıma bir yerlere dolmuş kalmış: çocukken insanlar en yaratıcı ve üretken dönemlerini yaşıyorlarmış. Çünkü dünyaya ait olan hiçbir kısıtlama, kural dayatılmamış oluyormuş daha yeni üretilmiş gıcır gıcır sıfır kilometre beyinlere. Ben de hep düşünmüşümdür mesela, çocukken safızdır, çocukken hayal gücümüz geniştir (a,b-b,c ise a,c’dir) o zaman saf kalmayı başaran insanların hayal gücü daha geniştir? Midir?
Bana hep küçükken anlatılırdı bir şekilde: ya kuzenim ya annem ya televizyon ya da masallar işte. Eğer herkese güvenen saftorik çocuk olursan ancak masallarda kazanabilirsin. Biraz temkinli ol Franche bu kadar da güvenme herkese! Ben hiçbir zaman başaramadım ve bu bana hep benim eksiğimmiş gibi gösterildi. Oysa ki ben öyle düşünmüyorum.
Fakat bazen ben de sorguluyorum. Benimki mi doğru dünyanın (ve hatta kapitalizmin;)) bas bas bağırdığı şey mi? Ve kendi kendime “göreceğiz” diyordum hep. Bir yerlerde bana içimdeki o gerçekten iyi niyetli tarafı saklamanın fayda getireceğine inanıyordum.
Bir şekilde iyi niyetimden marazı alıp popo üstü oturup bir bardak suyumu içtiğim zamanlar olsa da tuhaf bir şekilde değiştirmiyordum kendimi.
-
Hani çerçeveler boş Hani körkütük sarhoş gençliğimizden…
-
Hayat o kadar karmaşık ki ve biz insanlar duygulara sahip olduğumuzdan(hem de bir sürü farklı duyguya) daha da karmaşıklaştırıyoruz hayatı. Işıklar,hız,trafik,stres,aşk,meşk,dedikodu,statü,bilgi,tecrübe.
Dur.
Bu kadarını kaldıramayan bünyeler hastalanıyor bence.
O nedenle için tertemiz olacak,sanki o kadar ilacı birden yutup mideni yıkamışlar gibi.
İşte pure öyle bir şey. Böyle mavimsi pembemsi morumsu filan.
Biraz gay bir şey hatta ve bulutlu.
Güzel ama ya ben seviyorum. Kendimi daha iyi hissediyorum. İçimde biriken bir toz yığını varmış gibi geliyor öbür türlü olunca.
Ama işte herkes benim gibi düşünmüyor. Hatta kimisi benim gibi düşünüyor ama böyle olamıyor, ya da böyle düşünmüyor ama böyleymiş gibi yapıyor. Anlamıyorum.
Tüm bunları düşünmek bile beni yoruyor oysaki purity’deyken asla aklına böyle şeyler gelmiyor. Bir Pazar sabahı bembeyaz çarşafların içinde derin bir sessizlikte uyanmak gibi bir şey.
Bence herkes benim gibi düşünüyor ama kimi itiraf etmek istemiyor,kimi alışmış aslını göremiyor,kimi istemiyor kendi saflığından korkuyor.Bence.
Ama herkeste eskiye bir özlem çocukluğa dönme isteği; çünkü o zaman başka türlüsünü bilmiyorsun. Kirliyi görmemiş oluyorsun ki saflığı bilesin. Aramıyorsun başka türlüsünü,geçtikten sonra görüyor insan,hep geçmişi hatırlayıp gözleri doluyor.
Annemin çocukluğunu düşünüp abisini “ora”dayken hatırladığı,”ora”da sakladığı gibi
Benim hayatıma giren yanlış tanıdığım insanları “ora”daki halleriyle sevdiğim gibi.
Oranın yıllar öncesi olması gerekmiyor,hala “pure” olman yeterli….
-
Hani şarkılar bizi henüz bu kadar incitmezken Eskidendi, eskidendi, çok eskiden
Saflık hayatımızın neresinde?
Saflık benim hayatımın neresinde?
Ben saflığın neresindeyim?
Ve sandığım kadar değerli mi?
Hayır saflıktan bahsettiğim saftoriklik değil. Ne yazık ki Türkçe ile bunu anlatmak kelimelerimi alacak ve yine de tam istediğim anlamı vermeyecek o yüzden evet gavurca yazıyorum: pure.
İşte bu; bu kadar basit ve sade: p-u-r-e
İnsanlar çocukluğunu arar duru hep,söylenir, ah ne saftık o zamanlar,her şey ne kadar güzeldi,ne dertsizdik,domatesler ne güzel kokuyordu vb.
Bu güzelliğin sebebi artık domateslerin hormonlu,insanların duygusuz olması mı? Hayır; çocukluğun hormonsuz,katıksız,”pure” olması.
-
Hani herkes arkadaş Hani oyunlar sürerken…
-
Yapılan araştırmalara göre mi bilmiyorum sadece kulaklarıma bir yerlere dolmuş kalmış: çocukken insanlar en yaratıcı ve üretken dönemlerini yaşıyorlarmış. Çünkü dünyaya ait olan hiçbir kısıtlama, kural dayatılmamış oluyormuş daha yeni üretilmiş gıcır gıcır sıfır kilometre beyinlere. Ben de hep düşünmüşümdür mesela, çocukken safızdır, çocukken hayal gücümüz geniştir (a,b-b,c ise a,c’dir) o zaman saf kalmayı başaran insanların hayal gücü daha geniştir? Midir?
Bana hep küçükken anlatılırdı bir şekilde: ya kuzenim ya annem ya televizyon ya da masallar işte. Eğer herkese güvenen saftorik çocuk olursan ancak masallarda kazanabilirsin. Biraz temkinli ol Franche bu kadar da güvenme herkese! Ben hiçbir zaman başaramadım ve bu bana hep benim eksiğimmiş gibi gösterildi. Oysa ki ben öyle düşünmüyorum.
Fakat bazen ben de sorguluyorum. Benimki mi doğru dünyanın (ve hatta kapitalizmin;)) bas bas bağırdığı şey mi? Ve kendi kendime “göreceğiz” diyordum hep. Bir yerlerde bana içimdeki o gerçekten iyi niyetli tarafı saklamanın fayda getireceğine inanıyordum.
Bir şekilde iyi niyetimden marazı alıp popo üstü oturup bir bardak suyumu içtiğim zamanlar olsa da tuhaf bir şekilde değiştirmiyordum kendimi.
-
Hani çerçeveler boş Hani körkütük sarhoş gençliğimizden…
-
Hayat o kadar karmaşık ki ve biz insanlar duygulara sahip olduğumuzdan(hem de bir sürü farklı duyguya) daha da karmaşıklaştırıyoruz hayatı. Işıklar,hız,trafik,stres,aşk,meşk,dedikodu,statü,bilgi,tecrübe.
Dur.
Bu kadarını kaldıramayan bünyeler hastalanıyor bence.
O nedenle için tertemiz olacak,sanki o kadar ilacı birden yutup mideni yıkamışlar gibi.
İşte pure öyle bir şey. Böyle mavimsi pembemsi morumsu filan.
Biraz gay bir şey hatta ve bulutlu.
Güzel ama ya ben seviyorum. Kendimi daha iyi hissediyorum. İçimde biriken bir toz yığını varmış gibi geliyor öbür türlü olunca.
Ama işte herkes benim gibi düşünmüyor. Hatta kimisi benim gibi düşünüyor ama böyle olamıyor, ya da böyle düşünmüyor ama böyleymiş gibi yapıyor. Anlamıyorum.
Tüm bunları düşünmek bile beni yoruyor oysaki purity’deyken asla aklına böyle şeyler gelmiyor. Bir Pazar sabahı bembeyaz çarşafların içinde derin bir sessizlikte uyanmak gibi bir şey.
Bence herkes benim gibi düşünüyor ama kimi itiraf etmek istemiyor,kimi alışmış aslını göremiyor,kimi istemiyor kendi saflığından korkuyor.Bence.
Ama herkeste eskiye bir özlem çocukluğa dönme isteği; çünkü o zaman başka türlüsünü bilmiyorsun. Kirliyi görmemiş oluyorsun ki saflığı bilesin. Aramıyorsun başka türlüsünü,geçtikten sonra görüyor insan,hep geçmişi hatırlayıp gözleri doluyor.
Annemin çocukluğunu düşünüp abisini “ora”dayken hatırladığı,”ora”da sakladığı gibi
Benim hayatıma giren yanlış tanıdığım insanları “ora”daki halleriyle sevdiğim gibi.
Oranın yıllar öncesi olması gerekmiyor,hala “pure” olman yeterli….
-
Hani şarkılar bizi henüz bu kadar incitmezken Eskidendi, eskidendi, çok eskiden
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder